Kayyım Atamaları İçin Etkili İç Hukuk Yolu Yok

www.avukatmektuplari.com sitesinde yayımlanan “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini Kararları Bakımından Etkili İç Hukuk Yolu Sorunu” başlıklı yazıda, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları bakımından, etkili bir iç hukuk yolu olmadığı gerekçeleriyle anlatılıyor.

Yazıda kamuoyunda “kayyım atama” olarak bilinen “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin yasal metinleri ve şartları anlatıldıktan sonra, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vermiş olduğu üç başvuru değerlendiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’nin kayyım atamaları hakkında vermiş olduğu ilk karar olan Hamdi Akın İpek kararındaki hatalar net bir şekilde izah ediliyor. Yazıda şu ifadelere yer veriliyor:

  • Öncelikle AYM, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” nedeniyle yapılan başvuruyu, “… somut olayda müsadere yoluyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur.” ifadeleriyle (§ 92) ilk bakışta “müsadere” olarak tanımlama yoluna gitmiştir. Oysa müsadere, TCK m. 54, 55 ve 60 hükümlerinde düzenlenmiş ve kovuşturmanın sonlandırılması sırasında karar verilebilecek bir “yaptırım”dır, tedbir değildir. 
  • Soruşturma aşamasında uygulanma ihtimali olan “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini Tedbiri” ile yargılamanın sonunda verilebilecek fer’i hüküm niteliğindeki “Müsadere Yaptırımı”nın, AYM tarafından karıştırılması başlı başına bir sorundur.
  • İkinci olarak, AYM değerlendirmesini yaparken, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin amaçları arasında muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması değerlendirmesinde bulunmuştur. (§ 100, 107, 116) Oysa “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin amacı CMK m. 133’te maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması olarak tanımlanmıştır. Kanun koyucu, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirini oluştururken hiçbir şekilde “muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacı gütmemiştir. 
  • Kanun koyucunun, bu tedbiri talep eden Savcılık Makamı’nın ve tedbir hakkında karar veren Sulh Ceza Hakimi’nin dahi gündeminde olmayan “muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” hususu, her nasılsa AYM tarafından mülkiyet hakkı ihlali olmadığı kararı için gerekçe kabul edilmiştir. 
  • “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri talebinde bulunan Savcılık Makamı, “muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacı taşısaydı, CMK m. 133 ile birlikte CMK m. 128’de hüküm altına alınan “Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara Elkoyma”tedbiri talebinde de bulunurdu. Bu yönüyle AYM, CMK m. 133’de düzenlenmiş tedbir yanlış yorumlamış ve bu yoruma dayanarak da “mülkiyet hakkı ihlali” başvurusunu reddetmiştir.
  • AYM, kararını verirken, SCH’nin “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin diğer dayanaklarının; “terörizmin finansmanının önlenmesi (§ 100)”, “başvurucunun gelirlerinin suçtan elde edildiği veya suçta kullanılacağı şüphesi (§ 107)” ve “Başvurucunun şirketlerinin kayyıma devredilmesinin temel gerekçesi olarak suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, silahlı örgüt veya bu örgütlere silah sağlama suçlarının işlenmekte olduğuna ilişkin kuvvetli suç şüphesi (§ 116)” olduğunu belirtmiştir. 
  • Ancak AYM daha sonra “terörizmin finansmanının önlenmesi” iddiasıyla dava açılmadığını kabul etmesine rağmen görevi kötüye kullanma iddiasıyla dava açıldığı için “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin yerine olduğuna karar vermiştir (§ 117). Oysa başvurucu hakkında “gelirlerinin suçtan elde ettiği, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin akladığı, silahlı örgütlere silah sağladığı” iddialarıyla da dava açılmamıştır. Ama AYM, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin gerekçesini oluşturan bu iddiaların Savcılık Makamı tarafından dava konusu edilmemesini görmezden gelmiştir.
  • Hamdi Akın İpek kararında AYM, daha ilk baştan konuyu yanlış bir çerçeveye oturtarak sistemsel bir yapmış ve bu hatanın üzerinden devam etmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) hakka yönelik müdahalelerde aradığı “kanunilik” şartını; salt hakka yönelik müdahalelerde bulunan organa yönelik bir kriter olmayıp aynı zamanda bu işlemi denetleyecek durumda olan AYM bakımından irdelenmelidir. AYM, Hamdi Akın İpek kararında, CMK m. 133’te olmayan “muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacını ileri sürerek, “kanunilik” şartını ihlal etmiştir. 

Yazıda ayrıca kayyım atana konulu diğer iki başvurunun ise gerekçesiz bir şekilde kabul edilemez bulunduğu belirtiliyor. 

Yazının sonuç bölümünde; Türk Hukuk Sistemi içinde, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından,  “Açık”, “Ulaşılabilir” ve “Makul Bir Başarı Şansı Sunan” bir iç hukuk yolu bulunmadığı,  bu nedenle AİHM’nin, Uzun v. Türkiye kararında detaylı şekilde anlattığı ve “etkili iç hukuk yolu” olarak görmediği ayrık durumlara ilişkin yorumların benzerini, Türkiye’deki “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından da oluşturması gerektiği ve AİHM’ye yapılacak yapılacak başvurularda bu hususa özellikle dikkat çekilmesi ve Türk yargı mercilerindeki bu sorunun detaylı ve verili şekilde izah edilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Yazının tamamını okumak ve raporu indirmek için tıklayınız